Monday, June 16, 2014

Savaş, sanat ve uçmak


Uğurcan Akyüz
Kıbrıs Postası, YAKINDAN SANAT köşe yazısı no:31
15 Haziran 2014, Pazar, Lefkoşa

Bu hafta kendimi kuş gibi hissediyorum diye yazmaya başlarsam; berbat bir coğrafyada yaşıyoruz diye yazmaya başlamamdan daha iyi olacaktır diye düşünüyorum. Etrafımda kargalar var demek bülbülleri yaralar… Yere inip savaş var desem etrafımda; hemen burnumuzun dibinde demokrasi şırınga edilen  Tunus, Libya, Mısır, Irak ve Suriye’de yaşayanlara ayıp olur. “Yalnız bırakılan güzel ülkem…” hakkında kendimi tutamayıp yazsam eğer olmayacak, yazmasam da olmayacak… Öngörümün kestirdiği, ancak mantığımın kavrayamadığı gidişattın yenilerde ülkeyi sürüklediği gerginlik ve olan bitenler akla zarar, insana zarar.  Daha önce de değindiğim gibi; araştırmalar; bu coğrafyadaki insanın hafızasını onsekiz gün olarak ölçerken herhalde o onsekiz günde sütliman bir gündem vardı. Bu aralar ve sanırım yaz sonuna kadar, o onsekiz günün her diliminin başı ile sonu arasında geçen her gün için toplum mühendisleri, insanlara “bu kadar da olmaz” dedirtecekler. Kimileri televizyonlara ağlayacaklar, kimilerinin anası ağlayacak da, milli iradeye ne olacak?  Zaman kaybı olsa bile, cevapları belli soruları bir daha sormak gerek…

Sabahın altısı, rüyadan uyandım kabusun içine… 

Uluslararası bir ödül almak için (diğerleri gibi) ülkesinin tarihine veya kurucusuna küfretmesi gerekmiyordu, yedinci sanat olarak kabul edilen “sinema” ustası Nuri Bilge Ceylan’ın. Öyle de yaptı zaten, retoriği çok başarılı bir söylem: “yalnız bırakılan güzel ülkem…” Bir soytarıyı bavul dolusu alışverişle havaalanında karşılamak için birbirini ezen medyada, ödülle gelen bir “usta” yönetmenin yer almamasına üzülebilirsiniz, ama şaşırmamak gerek diye düşünüyorum. Ödül; doğum yerine göre, akraba-eş-dost ilişkilerine göre, ya da siyasi tarafına göre değil de “işin başarısına” göre verilirse, ısmarlama değil de “gerçek ödül” olur. Üstelik insanı, herkesi sarmalar!  Güzel ve yakın ülkemde kaç kişi bu ödülle sarmalandı, haberdar oldu, kaç kişi sevindi son günlerdeki sosyolojik ve siyasi oyunların karabasanlarına inat, bilemiyorum. 

Vatan ve millet konusunda tarihin bir tarafı ile barışık olmayan etrafımdaki “akil adamlar” elleriyle besledikleri öbür tarafın gittikçe derinleşen ihanetine uğramış gibi görünüyorlar.  Nerede ise sadece “kendi” varlıklarını sürdürebilme çaresizliği içine girmişler, öngörü veya tespitlerinin artık hiçbir “tutarlılığı” ve stratejik geçerliliği yok.  Görünen o ki; taraf oldukları, “derinliğin” başarısız sonuçlarını ve hatta kendi hamasi söylemlerini unutmuş gibi davranıyorlar...  Son dönemin sosyolojik karabasanlarını hazırlayanlar, neredesiniz?  Yoksa biz mi büyüyoruz! Cevapları belli olsa da en azından sorup geçmek gerek… 

Buradan sanata geçmeli artık! Belki dünyayı kurtarmaya gücü yetmeyecek ama kurtulmasına katkısı olacaktır kuşkusuz. O bilinir ki sanatta ve bilimde, “yaratı” için en önemli esin kaynaklarının başında doğa gelir.  Yeşil ve mavi renklerin her tonunun süslediği çocukluğumda, kuş gibi uçmayı da isterdim! Birazdan uçacağım, sorular cebimde…

Barışa ve sanata yakın kalmanız dileğimle.